Benim meditasyon yolculuğum bir kariyer planıyla başlamadı.
2015 yılında ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Mezuniyetin ardından yaklaşık yedi yıl boyunca kurumsal hayatta iş analisti olarak çalıştım. Günlerim toplantılar, kararlar, projeler ve sürekli çözülmesi gereken problemler arasında geçiyordu. Bir süre sonra şunu daha açık görmeye başladım: iş günü bitse bile zihin aynı kolaylıkla kapanmıyordu.
Meditasyon ve içsel pratiklere yönelmemin ilk nedeni de buydu. Başlangıçta aradığım şey daha sakin bir zihindi. Fakat yıllar içinde bu arayış beni çok daha farklı bir yere götürdü.
Myanmar: Budizmle ilk karşılaşma
Budizmle ilk kez Myanmar’da daha yakından tanıştım. Orada meditasyonun yalnızca rahatlamak veya zihni susturmak için yapılan bir teknik olmadığını görmeye başladım. Pratiğin merkezinde, beden ve zihinde ortaya çıkan deneyimi olduğu haliyle gözlemlemek vardı.
Bu karşılaşma benim için önemli bir dönüm noktası oldu. Meditasyona bakışım, “nasıl daha az düşünebilirim?” sorusundan yavaş yavaş “zihin nasıl çalışıyor?” sorusuna doğru değişmeye başladı.
Hindistan: Yoga eğitmenliği
Daha sonra Hindistan’a giderek yoga eğitimlerimi derinleştirdim. Kundalini ve Ashtanga yoga eğitmenlik eğitimlerimi Hindistan’da tamamladım; Hatha yoga ile de uzun süre çalıştım.
Yoga pratiği bana yalnızca hareketi değil, bedenin dikkat ve zihinle ilişkisini de farklı bir yerden görme imkânı verdi. Zamanla yoga ve meditasyon benim için iki ayrı alan olmaktan çıktı.
Tayland, Sri Lanka ve inziva pratiği
Sonraki yıllarda pratiğimi inzivalar ve manastır ortamlarında derinleştirmeye devam ettim. Tayland’da Suan Mokkh gibi orman geleneği merkezlerinde Vipassanā pratiği yaptım ve manastır yaşamını deneyimledim. S.N. Goenka geleneğindeki Dhamma merkezlerinde de inzivalara katıldım.
Sri Lanka’da ve Güneydoğu Asya’nın farklı bölgelerinde katıldığım inzivalar, pratiği gündelik hayatın dışındaki kısa bir deneyim olmaktan çıkarıp daha sürekli bir yaşam biçimi olarak görmemde etkili oldu.


